Ana içeriğe atla

TİYATRO METİNLERİNE YÖNELİK ELEŞTİRİ KURAMLARI ADLI TEZİN İNCELENMESİ

 TİYATRO METİNLERİNE YÖNELİK ELEŞTİRİ KURAMLARI ADLI TEZİN İNCELEMESİ

    Tez, Drama sözcüğünün sözlükteki anlamını aramakla başlıyor. Burada geçen kelimeler arasında teatral olan ve oynanan gibi kavramlarla karşılıyoruz. Bu kavramların en sonuncusunda ise eleştiri nedir sorusunun cevabı gizlenmiş; yanlış yapılan şeyi göstermek, tenkit. Bu kısımda işlenen eleştiri aslında nesnel olarak anlatılan değil daha çok eleştirmenin kültürel seviyesiyle birleşen öznel yargıdır. Eleştiri deyince aklımıza yalnızca yapılan hataları düzeltmek ve onları yere batırmak gelir aslında noeleştiri bir anlamıyla doğru olan şeyi de gün yüzüne çıkarır. Burada eleştirinin bilimsel doğrusu ortaya çıkmaktadır. Peter Barry, Beginning Theory (Teoriye Başlangıç) kitabında düz yazı ya da şiirin daha kolay eleştirilebileceğini sunmuştur. Ancak bu kitabın içeriğindeki şifrelemeyi tiyatro metinlerine uygulamanın zorluğundan ve dikkat edilmesi gerekenlerinden bahsediyor Funda Hanım. Yine kendisi şunu da belirtiyor; eleştiri ilk ve son paragrafta belirlenir çünkü ilk bakış özneldir ve ilk bakışta yargıya varılır. Eleştiri yapılacak metni, görselleştirmek sonrasında ise cümleleri ilk defa sahnede duyuyormuş gibi canlandırmak birinci hamledir. Kişi metni baştan sona okuduktan sonra soru sorma tekniği ile karakterleri ve metni çözmeye başlamalıdır. Okuyucu bu kısımda öznel yargılarının yanı sıra nesnel gerçeklerle de yüzleşir. Metnin bütününe yayılan nesnellik okuyucuyu içine çeker. Metni bütün halde okuyunca okuyucu anahtar kelimeleri ve kavramları aramalıdır. Bu kavramlar bir yere not edilmeli ve tekrar kullanılmak üzere ayrılmalıdır. Bu aşama bitince ikinci aşama olan anımsama gelir. Anımsama aşamasında okuyucu kitabı kapatmalı ve gözünün önüne gelenleri, aklında kalanları düşünmeli ve oyun metnini bir araya getirmeye çalışmalıdır. Böylece somut sonuçlar kaydedilir ve okuyucunun vakti kaybolmamış olur. Üçüncü aşama ise gözden geçirme aşamasıdır. Bu aşamada okuyucu aklında kalanları ve metni kontrol eder. Örtüşen yerlerine küçük dokunuşlar yapılır ve hafıza tazelenir. Son aşama olarak metin hızlıca okunur. Eleştirmen adayı şu durumlara ve katmanlara dikkat etmelidir; Karakterler üzerinde düşünülmeli, anahtar diyaloglar aranmalı, odak noktasındaki değişiklikler gözlenmelidir. Yapılan hareketler ve söylenen sözcükler farklı bakış açılarıyla yorumlanmalıdır. Oyundaki olası bütün anlamlar ve kalıplar aranmalıdır. Tiyatral etkilerin işaret edilip edilmediği ya da nasıl işaret edildiğini göz önünde bulundurulmalıdır. Eylemin hızı ve çeşitliliği üzerine düşünülmelidir. Oyunun; genel itibariyle şekli, yapısı ve izleyici üzerinde bırakacağı etki düşünülmelidir. Oyunun belirgin karakteristiği ve nitelikleri üzerinde durulmalıdır. Farklı unsurların arasındaki ilişki ve bu unsurların bir bütünü nasıl temsil ettiği hakkında düşünülmelidir. Eleştirmen, oyunların ve dramanın doğası hakkında sahip olduğu, geniş kapsamlı bilgiye başvurmalıdır. Tanımından da anlaşılacağı üzere drama okumaktan çok oynanmak için yazılmıştır ve anlamı; gerçekten, bir performans olarak izlendiğinde tam anlamıyla değerlendirilebilir. Bu da dramayı şiir ve düz yazıdan daha kamusal bir form haline getirir. Performans esnasındaki oyun deneyimi; yazar, yönetmen, tasarımcılar, oyuncular ve izleyiciler tarafından tecrübe edilen ortak bir deneyimdir. Tiyatronun bu olmazsa olmaz özelliğini, tek başına oturup tiyatro metnini okurken gözden kaçırmak oldukça kolaydır. Bu noktada şu sorular açığa çıkar; Eleştirmen kimdir? ve İyi bir eleştirmen nasıl olmalıdır? İyi bir eleştirmen iyiyi, güzeli, kötüyü, çirkini ayıran o ince çizgide kendini ifade eden bir varlıktır. Kendi yüksek kültür seviyesini, ifa yeteneğini, sanatı sentezleme konusundaki becerisini gösterebilen ve kesin bir yargıya varabilen kişi eleştirmendir. İyi bir eleştiri metni ise defalarca gözden geçirilmiş, üstünde çalışılmış, iyi bir sentez yapılmış, gözlemlere ve gündelik gerçek hayata dayandırılmış, kişilerin adeta canlı gibi yorumlandığı olayın kurgusunu ve konusunun iyi çözümlendiği metindir. Eleştiri tarihine bakılacak olursa ‘’Yüce’’ kavramı üzerinde durulduğu görülür. Çünkü yüce kavramı içerisinde sonsuz ve mutlak kusursuzluğu barındırmaktadır. Eleştiri kendi içinde bir dehayı barındırır bunu da açıklamak gerekirse şöyle demek doğru olacaktır; seyirciyi, okuyucuyu kendine bağlayan ve içine çeken bir metnin içerisinde mutlaka mükemmellik ve ilgi çekicilik olmak zorundadır. Yüceliğin iki büyük sebebi vardır; muazzam fikirleri şekillendirme gücü ve coşkulu ve ilham dolu bir tutku hissetme gücü. Bu da sanat yoluyla değil, fikirlerini hareket ettirebilme yeteneğiyle olur. Yazar, karakterlerinin hissettiği duyguları hissedip, bunu seyircisine de hissettirebilmelidir. Şiir eleştirisi metin eleştirisinden şu konuda ayrılır; okuyucunun ya da eleştirmenin bir kompozisyon çözer gibi ya da karakter çözümler gibi düşünmesi gerekli değildir ahlaki ve güzellik açısından kafi olması onu eleştirmek için yeterlidir. Ancak şiirin yıllar geçtikçe oluşan politik yapısı göz önüne alınınca liberal hümanist, kapital, komün şiirler eleştiri konusunda insanları etkiliyordu. Çünkü dönem içinde ortaya çıkan akımların da etkisiyle şiirler artık sadece ahlaki değerleri tartışmıyor aynı zamanda kadın-erkek ilişkileri, cansız nesneleri canlı gibi gösterme gibi durumları da ortaya çıkarıyordu. Oyun metinlerine gelecek olursak onlar da tanrılardan yavaş yavaş insanlara, insan ilişkilerine kaydı ki en son durum şu an da üzerinde tartışacağımız Feminizm konusuna kadar geldi. Yüzyıllarca eziyet görmüş olan kadınlar artık haklarını istiyordu bu metinlere şu şekilde yansıdı; güçlü kadınlar erkekleri yenecek, erkek egemenlik bozulacak. Bu sebeple kadın gücünün ortaya çıktığı metinler karşımıza geldi. 

Yapısalcı Eleştiri

Yapısalcı Eleştiri tarzı 1950’li yıllarda Claude LeviStrauss’un eserlerinde ortaya çıkmış entelektüel bir harekettir. Aslında hareketin ön ayağı Rus Formalizmidir. Rusya’da 1915 yılında ihtilalden sonra ortaya çıkan yeni bir yapısalcılık anlayışını almış olan Fransız kuramcıları bu konu üzerinde çalışmış ve onu geliştirmişlerdir. Temel olarak Yapısal dilbilimine dayanan bu metoda göre edebi eser eş zamanlılık içerisinde bağımsız bir yapı olarak incelenmelidir. Bir eseri incelemek için tarihsel şartlara ve belli kurallara ihtiyaç yoktur. Rus biçimcilerin yapı kavramına geçişi ise şöyledir; Saussuree göre, karşılaştırmalı ya da tarihsel yöntemle dili dışarıdan evrimiyle incelemek başarılı sonuçlar vermez. Dil, birbiriyle bağlantılı öğelerin oluşturduğu bir bütün daha doğrusu, göstergelerden kurulu bir dizge (sistem)dir. Saussure’ün görüşleri, daha sonra dilbilimciler için bir çıkış noktası olur. 1926’da Prag’da kurulan dilbilim topluluğu Saussure’ün yolundadır. Topluluğa Rus biçimcileri ile Avrupa dilbilimcileri de katılır. Saussure’ün dizge anlayışı yerine yapı kavramı konur. Söz konusu yöntemin yönelimlerini Tahsin Yücel aşağıdaki altı maddede özetlemektedir: 1. Ele alınan nesnenin kendi başına ve kendi kendisi için incelenmesi 2. Nesnenin öğeleri arasındaki ilişkilerden oluşan bir dizge olarak ele alınması 3. Dizge içinde her zaman işlevi göz önünde bulundurma ve her olguyu bağlı olduğu dizgeye dayandırma zorunluluğunun sonucu olarak, nesnenin artzamanlılık içinde değil yani gözlenebilir olarak değil de eşzamanlılık içinde ele alınması 4. Köken, gelişim, etkileşim vb. gibi artzamanlılık yani gözlenebilir sorunlara ancak nesnenin elden geldiğince eksiksiz bir çözümlemesi yapıldıktan sonra ve bunların da eşzamanlılık olgular gibi dizgesel olarak ele alınmalarını sağlayacak yöntemler geliştirildiği ölçüde yer verilmesi 5. Nesnenin kendi başına ve kendi kendisi için incelenmesinin sonucu olarak maddeci bir yaklaşım biçiminde tanımlanması 6. Bu yaklaşımın felsefi, siyasal ya da sanatsal bir öğreti değil, tutarlı bir çözümleme yöntemi oluşturmaya yönelmesi. Ayşegül Yüksele göre; Yapısalcı eleştiri yaklaşımı son derece gerekli ve sağlıklı bir temel okuma yöntemidir. Bir metin derin yapısı ortaya çıkarıldıktan sonra, dizgeyi bozmamak koşuluyla yapıta her çeşit başka eleştiri yöntemi uygulanabilir. Yapısalcı çözümlemenin temel esaslarından biri; İncelenen nesneyi, öğelerinin bağlantılarından oluşan bir özerk dizge, bir yapı olarak ele almak ve onu dış etkenlerden, tarihsel kökenlerde yalıtarak eşzamanlı bir tutumla kendi içinde, kendisi için gözden geçirip çözümlemektir. Çağdaş tiyatro metinleri okuyucusuna ve izleyicisine simgeler aracılığıyla gizli mesajlar gönderir. 

Okura düşen, bu göstergelerin ya da simgelerin ardında yatan gerçekliği, anlamı (gösterileni) bulmaktır. Tiyatro metninin ardında yatan anlam, gösteren ile gösterilenin bütünleştiği göstergeye dayanır. Oyun incelemesi yapan kişinin dikkat etmesi gereken temel şey; metin içinde gizlenmiş göstergeleri ortaya çıkartmak ve çözmektir. Ancak bu göstergeler metinler değiştikçe farklı şekillerde de ifade edilebilir o yüzden eleştirmen adayı boş bir göstergenin ardında kaybolmamalıdır.  Tiyatro göstergesinin formülü söyle yazılabilir: Gösterge= Gösteren (İmge, görüntü) + Gösterilen (Kavram, anlam). Bu konu hakkında benim yapısalcı eleştiriden anladığım aslında şudur: Akademide dilbilimciler ve antropologların oluşturduğu bir topluluğun çıkıp metinleri şöyle düzenlenmeli, şöyle yazmalı ve şöyle anlamalıyız diyerek ortaya çıkarttığı bir türdür. Entelektüel çevrelerce bu durum şöyle karşılanmış bile olabilir ‘’bu insanlar kim ve ne yapıyorlar’’ bunun cevabı da aslında çok basit dili inceliyorlar, dilin içindeki şifreleri çözüyorlar sonra bu şifreleri bir metnin içine koymuş olan yazarların metinlerini alıyor ve onları kendi kültür seviyelerince ve hatta kendi mükemmelleştirme arzularına göre eleştiriyor ve çeviriyorlar. Bunu yaparken dikkat ettikleri şeyler ise metni yatak ve dikey okuyup, metin içindeki göstergeleri çözmek. Metinlerin içinde gizlenmiş aslında belirli kodlar var bunlara sadece gösterge kodları demek yanlış olur. Proairetik kod dizi halindeki olaylar; tanınabilir aksiyonlar ve etkileri. Göstergesel kod gösterenlerin tanınabilir duygu değeri halkasını üretmek için diğer gösterenlere işaret ettiği alan. Genel anlamda, oluşacak anlamı mümkün kılan alan. Yorumbilimsel kod hikayenin bitişini belli süreyle erteleme, bitişe yönelik koşutluklar, yinelemeler vs.yi oluşturma yolları dahil anlatı merak kodu. Sembolik kod fark olarak anlamı işaret eder; anlamlarını yaratmak için kültürün kullandığı/harekete geçirdiği çiftler; ayrı olan ve bağlanan çiftler. Gönderge kod toplumu meydana getiren farklı bilgi gövdesine göndermede bulunur; gerçek kültürel bilgiye tıp, hukuk, ahlak, psikoloji, felsefe, dine aracılık eden ve organize eden, popüler kültürün tüm sempatilerini ve çarpıcı örneklerini koparan büyük toplumsal metin çeşidinden alıntı yaparak tanıdık gerçeği yaratır. Tezin içinde belirli oyunların yapısalcı anlamda incelemeleri yapılıyor. İlk oyun İlan Hatsor’un Maskeliler oyunu. Bu oyunun yapısalcı incelemesinde başta eylem yapısı hakkında küçük bir fikir öne atılmış. Daha sonrasında ortam çözümlemesi, karakter çözümlemesi, olayın çözümlenmesi, olay dizgesinin çıkartılması, oyunun sahnede nasıl görüneceği düşünülmüş. Oyun önce yatay düzlemde daha sonra dikey düzlemde okunmuş ve incelenmiş. Yatay düzlem okuması genel geçer, müzikal okumadır. Eşzamanlı metin okumasıdır. Olayın yalın okuması yapılır yatay düzlemde. Daha sonra dikey düzlem okuması başlar bu okumada metin armoniktir. Artzamanlıdır. Metindeki göstergeleri ve kodları çözümlemeye başlarız. 

Post-Yapısalcı Eleştiri

Yapı-bozumcu eleştiri tarzı yapısalcı eleştiriye bir başkaldırı mıydı yoksa onun gelişmiş hali miydi? Yapısalcılığın karakteristik görüşlerinden biri: dilin yalnızca dünyayı yansıttığı ya da kaydettiği değil, daha çok onu şekillendirdiğidir. Böylelikle nasıl gördüğümüz, ne gördüğümüze karşılık gelir. Post-Yapısalcılık bu inancın sonuçlarında bir belirsizlik evrenine girdiğimizi çünkü sürecin ötesinde herhangi bir sabit bir sınır işaretine erişimimizin olmadığı görüşüne dayanır. Bundan dolayı hiçbir şeyi ölçecek kesin bir standart yoktur. Hareketi ölçecek bir referans noktası olmadan, hareket edilip edilmediği ölçülemez. Örneklendirmek gerekirse bu tıpkı tren istasyonunda sabit bir trende otururken yandaki trenin hareket etmesiyle içinde bulunulan trenin hareket ettiği hissine benzer. Post yapısalcı vurguda bir başka temel unsur, dilin ele geçmezliğine vurgudur. Post- yapısalcı çerçevede bu söz şu anlamı taşımaktadır: dil toplumsal hedeflerin hizmetine koşulabilse de, asla bu hedeflerle özdeşleştirilemez ve asla salt ideolojik bir şey olarak nitelendirilemez. Post-yapısalcılık salt bir felsef düzlem olmaktan öte, dilbilimden yazın kuramına, toplumbilimden insanbilime, ruhbilimden göstergebilime pek çok disiplinin bir araya getirildiği bir düşünce düzlemi olarak alınabilir. Yani anladığım kadarıyla denilmek istenen şu; Yapısalcılık dilbilim ve dil kurallarını bütünüyle işlerken, post-yapısalcılar toplumun kullandığı dilin idealleştirilemeyeceğini öne atıyor. Herhangi bir ölçü getirilemez diyen post-yapısalcılara karşı dilin kuralları olduğunu savunan yapısalcılar. Yapısalcılık ve Yapı-Bozumculuk arasındaki farklılıklar 4 başlıkta toplanabilir. Kökenler: Yapısalcılık linguistikten türemiştir. Linguistik objektif bilgi türetme olasılığı konusunda kendine güvenen bir disiplindir. Gözlem yaparak, sistematik olarak veri toplayarak ve mantıklı tümdengelimler yaparak, dili ve evreni anlayabileceğimizi savunur. Yapısalcılık da bu bilimsel bakış açısını devralır çünkü güvenilir gerçekler için sisteme, metoda ve mantığa inanır. Post-Yapısalcılık ise felsefeden türemiştir. Felsefe ise tam olarak bilgiye ulaşmanın güçlüğünün altını çizen bir bilim dalıdır. Felsefe tabiat itibariyle septiktir: ortak veriler ve çıkarımlara şüpheyle yaklaşır. (Septisizm= kuşkuculuk). Ton ve Stil: Yapısalcılığın soyutlamaya ve genellemeye eğilimi vardır. Tonun bağımsız bilimsel ilgisizliğini hedefler. Stil ise tıpkı bilimsel bir yazı gibi, tarafsız ve anonimdir. Post-Yapısalcılık ise daha duygusaldır. Ton genellikle acelecidir. Stil ise göz alıcı ve şatafatlıdır. Tavır ve Dil: Yapısalcılar dünyanın dil ile şekillendiğini kabul ederler. Linguistik(dilbilim, dilin tüm kurallarıyla varlığının korunması) vasıtası dışında gerçekliğe erişimin olmadığını kabul ederler. Düşünmek ve anlamak için dile ihtiyacımız olduğunu savunur ve dilin kaotik değil düzenli bir sistem olduğunun altını çizerler. 

Post-Yapısalcılık ise gerçekliğin kendisinin, metne ait olduğunu savunur. Sözcüklerin anlamlarının yüzde yüz saf olmasının bir garantisi yoktur. Çünkü sözcükler zıtlarıyla kirletilmişlerdir: gece, gündüz olmadan; iyi, kötü olmadan anlam kazanmaz. Proje: İki akımında okuyucuyu hangi konuda ikna etmek istediği; proje olarak adlandırılabilir. Bu anlamda yapısalcılık okuyucunun gerçekliği kategorize etme ve yapılaştırma yolunu sorgular; olaylara daha güvenilir bir bakış açısıyla bakabilmek adına alışılagelmiş algılama ve kategorize etme zincirini kırar.

Yapısalcı ve Post-Yapısalcı eleştirmenin metin içerisinde araması gereken özellikler şu şekilde açıklanabilir: Yapısalcı Eleştirmen: paraleller ve ekolar, dengeler, yansımalar ve tekrarlamalar, simetri, kontrastlar, motifler ararken, Post-Yapısalcı Eleştirmen; Çelişkiler ve paradokslar, ton/bakış açısı/zaman/fiil zamanı / kişi/tavır açısından yön değişiklikleri ve kırılmalar, çatışmalar, yokluk ve atlamalar, linguistik hazırcevaplar ve çözülemeyen çelişkiler peşindedir. Yapısalcılığın etkisi metnin bütünlüğünü ve tutarlılığını göstermek iken, Post-Yapısalcılığın etkisi metnin ahenksizliğini göstermektir. Post-Yapısalcılık daha kaidelidir. Mantığa ve insanoğlunun bağımsız bir birim olduğuna güvenmez. Çözünmüş ya da inşa edilmiş özne görüşünü tercih ederek; bireyleri bir gereklilik değil sosyal ve linguistik güçlerin bir ürünü olarak, veya metinsel dokular olarak görür. Böylelikle septisizm meşalesi; Batı toplumunun temelini oluşturan entelektüelliği yakıp kül eder. Post-Yapısalcı Eleştirmenin İzlemesi Gereken Yol 1-Metni kendine karşı okuyarak, yüzeydeki anlamla tezat oluşturabilen metnin bilinçaltını değerlendirmelidir. 2-Kelimelerin yüzeydeki özelliklerine: sesteşliklere, kök anlamlara, ölmüş (ya da ölmek üzere olan) metaforlara karar vermeli ve bunları su yüzüne çıkarmalıdırlar. Böylelikle komple anlam üzerinde ne kadar önemli olduklarını saptamalıdırlar. 3-Metnin bütünlükten çok kopuklukla şekillendiğini kanıtlamalıdırlar. 4- Bir pasaj üzerinde o kadar yoğunlaşmalı ve o pasajı o kadar detaylı incelemelidirler ki; tek anlamlı bir okumaya devam etmek imkansızlaşmalı ve dil anlam çeşitlilikleri ile taşmalıdır. 5- Metinde yön değişiklikleri ve kırılmaları aramalı, yanlış gösterilen doğruların, bastırılan ya da sessizce üzeri örtülen noktaların kanıtlarını bulmalıdır. Bana göre Post-Yapısalcı eleştirmenin işi neredeyse Yapısalcı eleştirmenin işi kadar zordur. Bir metni bir kez okuyup ondaki yanlışları görmenin ve bunları ispatlamanın zorluğu da tartışılamaz tabii ki. Post-Yapısalcı açıdan oyun incelemesi olarak Duşan Kovacevic’in İntiharın Genel Provası incelenmiş tezde. Oyunun genel olay kurgusu anlatıldıktan sonra oyunun atmosfer çözümlemesi yapılmış ve o atmosferde oyunun nasıl nasıl oynanacağı, konusu, karakterleri anlatılmış. 

Karakterler konusunda okuyucunun ikinci defa okumasıyla ilk okuması arasındaki farklılar örneklerle verilmiş söz gelimi iş adamı ilk okuyuşta zengin olarak gelse de gözümüze ikinci okuyuşta züppe olduğu fark edilecektir. Oyunun yapı bozum tekniği ile incelemesinde oyunun arkasındaki sırlar da ortaya dökülür mesela intihar etmek isteyen adam asla intihar edemeyecektir. Tutarsızlıklar ve karşıtlıklar karşımıza çıkar. Kelimelerin asıl gelmek istedikleri anlamlar verilmiştir söz gelimi Bina deyince şatafatlı binalar aklımızda canlanırken yazarın belirtmek istediği yıkık dökük bir harabedir. 

Psikanalitik Eleştiri/ Feminist Eleştiri/ Queer Kuramı

Psikanalitik eleştiri edebiyat çıkarımı yaparken psikanalizin bazı tekniklerini kullanan eleştiri türüdür. Psikanaliz; Freud’un geliştirdiği, insanın uyumlu ya da uyumsuz davranışlarının kaynağı sayılan, bilinçaltı çatışma ve güdüleri araştırıp bilince çıkararak davranış sorunlarını çözme yöntemidir. Bunu yapmanın klasik metodu hastanın özgürce konuşmasını ve bastırılmış korkuların ve karmaşaların bilinçaltından su yüzüne çıkmasını sağlamaktır. Uygulama zihnin, cinselliğin ve içgüdülerin ne şekilde hareket ettiğine dair temel teorilere dayanır. Psikanalizm sanatçıya dönük bir kuramdır. Temeli Rönesansın getirdiği bireycilik hareketine dayanan, neo-klasizmin akılcılığına ve kuralcılığına karşı olan Anlatımcılara göre edebi eserin en önemli özelliği duyguları anlatmasıdır. Freud’un bir inceleme alanı rüyaydı diğeri ise cinsellik. Rüya alanında transfer denen bir şeyi buldu. Bu transfer kişinin duygularını, düşüncelerini onu hipnozla uyutarak gün yüzüne çıkartmak anlamına geliyordu. Aynı şekilde cinsellikle ilgili olarak da kişinin bebeklikten itibaren gelişimini, cinsel arzularını ve bunu bilinçaltında nasıl yönlendirdiğini araştırdı. Diğer taraftan başka bir edebiyatçı olan Lacan da psikanalitik ile ilgilendi. Lacan ‘’Ayna Teorisi’ni ortaya attı. Bu teorinin işlemesi bir bebeğin 8 ile 18 aylık aralarındayken aynada kendini tanıyabileceği üzerineydi. Böylelikle bebek daha o aylarda egosunun bilincine varıyordu. Bilinçaltını inceleme nedenleri dilin algılanışını öğrenmekti. İki psikanalist de dili sorgulamak ve bilinçaltında ona değişiklik kazandırmak istemiştir. Bilinçaltı, dil gibi yapılanmıştır. Bu nedenle edebi bir metinde yazarın gerçek amacı yani vermek istediği ileti iyi anlaşılabilirse, metin bir şey ifade eder. Bu iletiyi veren metin, karakterleri, ortamı ve imgeleri içerir. Metin göstergelerin oluşturduğu bir ağdır. Lacan’ın çalışmaları Strauss’u etkilemiştir. 

Lacan anlam ile ilgili olarak anlam farklılıklardan oluşmuştur ve farklılıklar onu var edecektir demiştir. Bir diğer psikanalist ise Jung’tur. Jung, Freud’cu yöntemi ataerkil, görev bilinçli ve aşağılayıcı bulmuştur bunun nedenlerine bakacak olursak: cinselliğin sanki üst bilince varmanın tek yoluymuş gibi algılandığını belirtir. 

Jung’a göre kalıtım insanın bedensel yapısında olduğu kadar ruhsal yapısında da büyük bir etkiye sahiptir. Kişi sadece çocukluk dönemindeki olaylardan etkilenmez. Bütün insanlık tarihi boyunca yapılanların da etkisi altındadır. freudien Psikanalitik Eleştirmenin İzlemesi Gereken Yol 1- Edebi eleştirinin merkezinde bilinçli ve bilinçdışı zihnin ayrımını barındırmalıdır. Metnin su yüzündeki anlamı ve gizli anlamı arasındaki ilişkiyi çözümleyip metnin aslında ne anlatmak istediğini ortaya çıkarmaktır. 2- Yazara da ait olsa karaktere de ait olsa bilinçdışı güdülere önem vermelidir. 3- Oral, anal ve fallik dönem gibi bebeklerdeki duygusal ve cinsel gelişim gibi klasik psikanalitik semptomlar, durumlar ve aşamalardan faydalanmalıdır. 4- Edebiyat tarihi açısından psikanalitik konseptlere geniş kapsamlı olarak başvurmalılardır. 5- Sosyal ya da tarihi içerik bakımından, sınıf çatışmasını içinde barındıran sosyal dramadan çok bireysel psiko-dramayı içinde barındıran bir edebi okuma yapmalılardır. Örneğin kuşaklar ya da kardeşler arasındaki çatışmayı ya da bireysel arzuları sınıf çatışmasının önünde tutmalıdır. Lacancı Eleştirmenin İzlemesi Gereken Yol 1- Freudyan eleştirmenler bilinçdışı eğilimlere önem verirler ancak onlardan farklı olarak karakterlerdeki ya da yazardaki bilinçdışı eğilimleri öne çıkarmak yerine metnin kendi içindeki bilinçdışı durumlara önem verirler. Metnin bilinçli kısmının altında yatan bilinçdışı anlama önem verirler. Bu; yapıbozumculuğu tanımlamanın bir diğer yoludur aslında. 2- Lacancı psikanalitik kavramlar olan ayna evresi, bilinçdışının egemenliği gibi semptomları ya da aşamaları metnin içinde ararlar. 3- Metne imgesel dönem gibi Lacancı kavramlar açısından bakarlar. 4- Metni dil ve bilinçdışı hakkındaki Lacancı görüşlerin bir göstergesi olarak görürler. Bu da edebi betimlemelerin gelenekleriyle mücadele eden anti-gerçek metni desteklemektir. Bu konu başlığı ile ilgili olarak Tennessa Williams’ın Arzu Tramvayı adlı oyununu psikanalitik açıdan eleştiri ve incelemesi yapılmıştır. Önce konu, olay ve kişiler aktarılır daha sonra karakterlerin sosyolojik koşulları ve zıtlıkları çıkartılır. Bu tezatlıklar içerisinde karakterler adeta birbirleriyle dövüş halindedirler. Karakterlerin yaşadığı psikotik sorunlar günyüzüne çıkartılır buradaki sorunlardan biri stella, blanche gibi değildir kendi sorunlarını kolayca söylemez. Eşinin ona tecavüz ettiği gerçeğini bile kabul etmek istemez. Blanche ise istediği hayatı yaşayamamaktan dem vurmaktadır, dönemin on getirdiklerinden memnun değildir. 

Emine GÖRE


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DİKKAT ÇÖKME TEHLİKESİ VAR

 DİKKAT ÇÖKME TEHLİKESİ VAR      Tennessee Williams tarafından yazılan, Tunç yalman tarafından çevrilen oyun 2018-2019 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosunda seyirciyle buluştu. Oyunun yönetmenliğini Mustafa Kurt, Dekor tasarımını Hakan Dündar, Kostüm tasarımını Funda Karasaç, Işık tasarımını Memduh Yazar, Müziklerini ise Koray Kahraman yapmıştır. Oyunda Efe Çetinel, Cansunur Şimşek, Damla Ece Dereli, Özgür Deniz Kaya, Cemre Burcu Tosun rol aldı. Oyunun ilk gösterimi 13 Kasım 2018’de Ankara Devlet Tiyatro Stüdyo Sahnede yapıldı.       Oyunun form açısından incelenmesi şu şekildedir;      Dikkat çökme tehlikesi var, tek perde olarak yazılmıştır. Yazar perde içinde sahne/tablo bölümlemesine gitmemiştir. Metin geleneksel olmayan radikal biçimde plot olay dizgesine sahiptir.       Oyunu kısaca özetlemek gerekirse; Willie karakterini uzun ve boş tren rayları üzerinde yürürken görmemizle başlar. Oyunda belirtildiği üzere...

GODOT'YU BEKLERKEN DRAMATURGİ RAPORU

GODOT’YU BEKLERKEN OYUNUNUN DRAMATURGİ RAPORU 1.KİMLİK ÇÖZÜMLEMESİ    1.1.Oyunun adı: En Attendant Godot    1.2.Yazarı: Samuel Beckett    1.3.Yazıldığı yıl: Bin dokuz yüz kırk dokuz    1.4.Bölümlenmesi: Oyun iki perdeden oluşmaktadır.    1.5.Başlığın tam çevirisi: Godot'yu Beklerken    1.6.Türkçe’ye çeviren: Tuncay Birkan    1.7.Konu: Oyun, bir kır yolunda geçer. Yırtık pırtık kıyafetlerle sahneye gelmiş olan Gogo ve Didi ile oyun başlar, bu isimler onların sahne isimleridir. Sahne giysileri içinde rahat değillerdir. Didi’nin şapkası kafasına batar, Gogo’nun ayakkabısı ayağını vurur. Didi kasık ağrılarından dolayı gülemez ve Gogo güçlükle hareket eder. Bu iki başat karakter, oyun boyunca diyalog içinde gibi görünseler de çoğunlukla cümleleri yarım bırakırlar, tekrarlar kullanırlar, bir fikri bitirmeden diğerine geçerler, ya da Didi konuşurken Gogo uyur. Birbirlerine söyleyecek çok şeyleri ya da belki hiçbir şeyleri yo...

ELEKTRA

 ELEKTRA Sophokles’in yazdığı , Zeynep Avcı’nın Türkçe’ye çevirdiği ve Türk yönetmen Işıl Kasapoğlu’nun sahneye koyduğu Elektra adlı oyun 2018-2019 sanat sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştu. Oyunun Dekor Tasarımını Hakan Dündar, Işık Tasarımını Cem Yılmazer, Kostüm Tasarımını Nalan Alaylı, Peruka ve Aksesuarlarını Emin Aksu, Müziklerini Alper Maral, Dramaturgluğunu ise Onur Erbilen üstlendi. Ayrıca oyunda Fikret Urucu, Özlem Öçalmaz,Emre Yetim, Ayşe Özköylü, Can Albayrak, Yasemin Taş, Kübra Tektaş, Tolga Pancaroğlu, Uzay Gökhan Irmak, Melisa Akman oyunda rol aldı.  Oyunun ilk gösterimi 26.01.2018’de Cevahir Sahnesinde yapıldı. Bugüne değin yazarın birçok oyunu Türkçe’ye çevrildi.Oyun bundan sonraki süreçte iki aşamalı olarak değerlendirilecektir; 1- Dramatik metin 2- Performans Metni. Elektra, tek perde olarak yazılmıştır. Yazar, perdeler arası bölümlemeler koymuştur.Bu bölümlemeler arası koro’nun girdiği yerler belirtilmiştir. Metin içerisinde sahne dir...