YAŞAMIN BİNBİR HALİNDEN BİRİ
Ne, seni duyamıyorum? Ne? diye bağırdı Ruhi ve müziğin sesini kıstı. Ne oldu yavrum ne diyorsun anlamıyorum? diyerek karşısında duran şişme bebekle konuşmaya başladı. “Şarap içmeyecek misin? Aa hayatta olmaz. Nasıl unutursun hayatım bugün bizim tanışma yıldönümümüz. Bunu kutlamayacağız da neyi kutlayacağız” dedi, karşısındaki şişme bebek sanki cevap veriyor gibi konuşmaya devam ediyordu. “Ya sen parasını dert etme, yarın üç beş cadde daha fazla dolaşırım olur biter” diye devam ederek elindeki bardaklara şarap doldurdu. Şişme bebek konuşmasa bile onunla sevgili olduğuna, kadının canlı olduğuna inanıyordu. Kadına dertlerini, sıkıntılarını anlatmaya başladığında henüz ikinci kadehe yeni geçmişti. “Bu gece her şeyi unutmak istiyorum. Sıkıldım çünkü, anladın mı yavrum? Her gün aynı, birbirinin tıpatıp aynı. Sabahın köründe sokağa çık, akşama kadar dolaş. Çöpleri karıştır. Kâğıt, karton, teneke, işe yarar bir şeyler ara. Akşama kadar sırtında araba çek babam çek! Durmadan çek” dediğinde kadının ona destek vermeye çalıştığını düşünüyordu. “Başka bir seçeneğim varmış gibi konuşma kurban olayım. Biz de biliyoruz başka işler var. Ne oldu üç sene önce ki durumu hatırla, gece bekçisiydim hani. Neymiş efendim gece bekçisi uyumazmış. Ben ne bileyim yangın çıkacağını. Sanki makineyi ben açık unuttum. Başkası çıkardı yangını, yine kül olan biz olduk” deyip derin bir iç çekti, kadının acıyan bakışları arasında hayata sövercesine son bir kez daha anlatmaya çalıştı. “Ha bire birileri bağırıyor. Herkes ezecek beni kestiriyor gözüne. Kapıcılar bile bana bağırıyor, neymiş çöpleri dağıtmayacakmışım, babamın yeri değilmiş orası! Tüm dünyayı çöplüğe çevirdiniz sorun değil de, biz iki koli alınca mı sorun oldu. Herkes bana bağırıyor, en altta ben varım demek ki. Benim ki can değil mi? Kurban olayım sen söyle” diye ağlamaya başladığında, kadının ona acımasından ziyade şefkat göstermesini bekliyordu.
“Herkes babam gibi barbar bağırıyor, o da her şeye bağırırdı, konuşmayı bilmezdi” dediğinde gururu, kadının karşısında ezilip büzülmesine daha fazla izin vermemişti. Konuyu değiştirmek için yerdeki kitabı eline aldı. “Bak bu kitabı çok severdim. Biri benim yerime söylemiş her şeyi, ben böyle konuşamam zaten” deyip kitabın sayfalarını çevirirken gözüne bir cümle kestirip okumaya başladı. Okudukça duygulanıyor, annesiyle beraber o kitabı aldığı günler aklına geliyordu. Annesi, babasının gölgesinde ne yapıp edip Ruhi’yi okutmaya çalışmıştı. Annesinin vefatından sonra bir de babasının baskısı artınca evden kaçıp karton toplamaya başlamıştı. Kadın, Ruhi’nin bağlanmaya karşı olan korkusunu bilircesine soruyordu. Kadın, “Ruhi beni de bırakır mısın bir gün?” dediğinde Ruhi’nin cevabı sanki asırlar öncesinden belliydi, hiç düşünmeden “asla” deyiverdi. “Asla bırakmam. Şu koca dünyada sen ve ben varız sadece başka kimsemiz yok”. Kadın, Ruhi’nin cevabından memnun olmuşçasına yaklaştı. Ruhi, konuşmaya devam ederken geçmişi gözünün önünden bir sinema perdesinde oynuyormuş gibi geçiyordu. Birden durdu, hiddetlendi ve kadına dönüp “bu hale düşecek adam mıydım diye soracağım ama cevap vermenden de korkuyorum. Ödüm patlıyor hatta, o da ayrı mesele” deyiverdi. Kadının ona kötü bir şey demesinden ödü kopuyordu. Yaşadıkları inşaat mezbelesinde Ruhi kendine tekrar sordu “ben bu hallere düşecek adam mıydım? ”.
Kadın, müziğin sesini açtı. Ruhi sanki bu anı bekliyormuş gibi hemen ayağa kalktı ve kadına “bu dansı bana lütfeder misiniz hanımefendi” deyiverdi. Yaşadıkları izbede bir başlarına çok mutlulardı. Ruhi içinden mutlulukları bozulmasın diye Rab’bine dualar ediyordu. Kadının kulağına eğildi ve “Senden önce yaşamanın bir anlamı yoktu sanki sevgilim. Seninle beraber evelallah her şeye dayanırız. Bağıranlar varmış? Bağırsınlar. İnsanlar bizi istemezmiş, istemesinler. Ne fark eder. Sen varsın, ben varım” dedi. Dünya yansa, Ruhi’nin umurunda olmazdı. Ruhi, kadına koltuğa oturtup konuşmaya devam etti. “Anladık liseden mezun olamadık, ne yapsaydım kendimi mi öldürseydim? Aslında düşünmedim değil. Öldürmedim ama değil mi? Bak hala buradayım. Dostlarımı düşün, hepsi ölmemi beklemiyor muydu? Arkamdan o keş ancak bir yerde ölü bulunur, o kim bankacı olmak kim? Onun gibi aylağı kim işe alır demediler mi?” Biliyordu işte, Ruhi’de insanların iç yüzünü en az diğerleri kadar iyi biliyordu. Ancak güvenmeye devam ediyordu.
Kadın, Ruhi’nin anlattıklarından rahatsız olmuş gibi görünüyordu. Ruhi’ye döndü, ufak bir gerginlikle “Ruhi sen ne zaman adam olacaksın? Hep bir bahanen var, işe yaramazsın” deyince Ruhi’nin gözü döndü. Kadına saldırdı. O kadar sert vuruyordu ki sanki az önce dünyanın en mutlu adamı o değilmiş, kadına seni bırakmayacağım diye yeminler eden adam gitmişti. Bağırarak “Ne diyorsun ulan sen! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu ulan senin? Kime işe yaramaz diyorsun sen? Bana mı diyorsun? Konuşsana dilini mi yuttun?” deyip vurmaya devam ederken birden şişme bebeğin patladığını anladı. Kadın gözleri önünde sönüyordu, Ruhi ne yapacağını bilemeden özür dilemeye başladı ama nafile artık kadın gitmişti. Şişme bebek yavaş yavaş hava verirken, Ruhi kendine yeminler etmeye başladı. Kadına vurduğu için pişmandı, böyle olmasını istememişti.
Birden “Söz veriyorum sana kurtulacağız buradan. Sen hiç korkma, ben hemen döneceğim. Sen beni burada bekle tamam mı? Bekle sadece. Hiç endişe etme. Senin bu öküz sevgilin nasıl adam olacak göreceksin. Ben her şeyi halledeceğim. Halledeceğim” deyip izbeden dışarı koşmaya başladı. Sanki kadını da kendini de kurtaracak o yolu bulmuş gibi atıldı. Dışarı çıktığında başı döndü. Temiz hava içine dolduğu için başı dönüyor sandı. Ama içtiği şarap onu zehirlemişti. Biz o sırada tüm bunlardan habersiz televizyon başında haberleri izliyorduk. Ruhi’yi ekranda görünce şaşırıp, televizyonun sesini açtığımızda spiker, Ruhi’yi suçlar gibi konuşuyordu. Ruhi’yi dünyaya sığdıramadınız demiyordu da “Sayın seyirciler, kaçak alkol tüketenler dur durak bilmiyor. Bu akşam üzeri kaçak alkol yüzünden hayatını kaybeden R. E isimli kâğıt toplayıcısı, sokaktaki vatandaşlara cansız bedeniyle korku saldı” diyordu. Ruhi sanki bu dünyaya hiç ait olmamış gibi ekranda öylece duruyordu. Spiker bir sonraki habere o kadar hızlı geçmişti ki, bize Ruhi’nin hayatının bir kıymeti olmadığını anlatıyordu. “Sıradaki haberimiz ise Çin’den, yavru panda Xialong bakın minik bisikletinden nasıl düştü, izliyoruz” dediğinde yavru panda bile Ruhi’nin canından daha önemliydi. Hayat böyledir işte, kimine krokanlı pasta verir kimine de bir kuru ekmeği çok görür.
Emine GÖRE
Yorumlar
Yorum Gönder